Yaşamak İstediğin Bir Hayat

Kendinizi en zengin hissettiğiniz anı hatırlar mısınız? En pahalı kıyafetler içinde, en coşkulu partide miydiniz? Yoksa tek yaptığınız sadelik içinde tamamen kendiniz olduğunuzu hissettiğiniz bir kaç andan mı ibaretti?

Benim en zengin hissettiğim anlar, hayatımdaki pusulalar olmuştur. Kendim olarak var olduğumda hayatıma akan her şey de bu zenginliğin kapısını açmıştır bana. 

Düzenli bir işte, saatleri bilerek yaşamak da bana belirli şeyler kattı mesela. Düzenli gelir, arkadaşlıklar, aidiyet hissi. Bunlar çok da tatmin edici oldu, hayatın gerçekleri... Daha sonra farklı gerçeklikler keşfettim. Tatmin olmak ve yeni lüks diyebileceğimiz hayat tarzları hakkında. Farklı insanlar tanıdıkça, yaşamdaki tatmin olma kavramının kişiden kişiye nasıl değiştiğini gördüm.

İnsanlar tanıdım, günlük hayatlarını daha sade geçirip, her şeylerini hayallerine yatıran. O hayal tohumlarından da yeni çiçekler açtıran...

Hatta bazen, bize anlatılan zenginliğin aslında genel bir tanımdan ibaret olduğunu ve birçokları için zenginliğin değişkenliğini fark ettim. 

Bazen kendimizi yıpratırcasına strese girer ve karşılığında kazandığımız prestij, manevi tatmin ve maddi imkanlar bizi zengin hissettirmez. Bu durum, kazandıklarımızın bereketi olmamasından. Bunun sebebi de, yaptığımızı yaparken nasıl bir his ile yaptığımızdan kaynaklanıyor. İçinizdeki coşku, yaratıcılık enerjisi ve tutkuyla çalıştığınızda ve bunun bir yerlerde yankı yaptığını hissettiğinizde, hatta gerçek hayatta koyduğunuz enerjinin maddi karşılığını gördüğünüzde... Ah işte bu! İşte bahsettiğim zenginlik. Çocukken olduğunuz gibi doğal olarak, kendiniz olarak, kendi gelişiminize odaklı ve bu gelişimi işlerinize, etrafınıza yansıttığınızda, tam da öyle bir varlık duygusuyla yaratımlar yaptığınızda...Işığınızı kısmamaya kendinize söz verdiğinizde ve o yolda yürüdüğünüzde... İşte tatmin!

Bereketiyle yürüyen bir kadın. Düşünsenize, gittiği her yere cesareti, yaratıcılığı, fikirleriyle değişim yaratan ve bu yaratımının karşılığında maddi olarak ayaklarının üstünde duran. Burada da bir mücadele var, kolay değil, yanlış anlaşılmasın. Ama kendi özünü ortaya koyarak her alanda yaşamak ve yaşamın seni desteklediğini hissetmek mucizevi değil mi? Burada tek ödevin, zengin hissetmek için ruhunu zenginleştirmek ve kendini ortaya koyma cesareti ile üretmek. Kendini fark ederek güven duygusu yaratmak. 

Aslında birçoklarımızın özlediği, hasretini duyduğu bu yaratım süreci. 
Bunun için gözlerini, kalbini açıp da kendine bakmak en önemlisi...
Küçük adımlar atmak ve sahte bir mütevaziliğe bürünmek değil de, yapabileceklerinin, ruhunun yüceliğinin farkına varmak gerek...
Çünkü her insan, içinde yakılmayı bekleyen bir ateşle gelir dünyaya...
Bu ateşi körükleyen de, söndüren de, açığa çıkaran da bizleriz.

Estel Bensinyor