Değişim Baslasın

Hiç hissetmediğimiz bir hissi nasıl tanımlayabiliriz? Bize öğretilmemiş bir enerjiyi kalbimizin derinliklerinden nasıl çıkartabiliriz? Zaman zaman nasıl bir kadın olmak istediğimizi, dıştan gelen anlık deneyimlerle yaşamış olabiliriz. Burada sormamız gereken şudur; dıştan gelen etkiler, olaylar olmadan, kendi kendimize potansiyelimizin tamamını gerçekleştiren bir kadın olabilir miyiz?

Potansiyelimizin merdivenlerini çıkarken hayat bizi değişime çok sert bir biçimde itecektir ve dönüşüm kaçınılmaz olacaktır.

Her kadın hayatının bir döneminde vücudunu sevmediği, hayatını sorguladığı, yaşamın anlamını aradığı, hayal kırıklığına uğradığı ve düşüşe geçtiği bir dönem yaşar. Günün sonunda bir insanın kendisine soracağı soru budur; “Gerçekten yaşadım mı?” Kendini gerçekleştirmemiş bir ruh, bu soruyu yanıtlarken sıkışmış hisseder. “Ben neredeydim?” diye sorarak, pişmanlık yaşayabilir.

Bu pişmanlık ruhumuzun hücrelerine işlemeden, yapılacak şeyler vardır. Neyse ki, yalnız değiliz. Farklı bir yaşam tarzı dünyada hızla yayılıyor. Bu vizyon, ruhun kendini tam anlamıyla tecrübe etmesi temeline dayalı bakış açısı, doğudan batıya doğru hızla ilerlemektedir ve kapitalist düzenin temelini yavaş yavaş sarsacaktır.

Üzerimizdeki maskelerin, karanlık yönlerin ardındaki yaşam dolu bir kadını imgelemek imkansız gibi gözükse de, aynaya bakan her kadının gözlerinde bu pırıltı var. Bu pırıltıda, yeteneklerini keşfetmek isteyen, cinselliğini doyumla yaşayan, sağlıklı, neşeli kadınlar var. Gününü yaşıyormuş gibi değil de, bilinçli yaşayan kadınlar. Ruhu, bedeni ve zihni uyum içerinde olup, materyal düzlemde de bu uyumu hayatının her alanına aktarabilmiş bir kadın. Samimiyet ile coşan, gülümseyen ve yaşayan bir kadın.

Yeteneklerimi ortaya koyamamamdaki tıkanıklık nereden kaynaklanıyor?

Öncelikle kadınlığın günümüzdeki konumuna ve algısına sebep olan süreci bilmek bizi aydınlatacaktır. Sanayileşme, kapitalizm gibi unsurlar; eğitim, sağlık ve yaşamın birçok alanında dişi enerjinin bloke olmasına sebep olmuştur. Bu enerjiyi serbest bırakmayı amaçlıyoruz. Bunun için de adım adım süreci anlamalıyız.

Günümüz modern toplumundaki kadınların çoğu, kadın bedenlerinde eril enerjili ruhları ile dolaşıyorlar. Başarmak, yapmak ve sonuç odaklı zihinleri hastalıklara, mutsuzluk ve depresyona sebep oluyor.

Yaşadığımız düzen tam da böyle; bir kadının dikkat çekmesi, diğer kadınların kıskanmasına sebep oluyor. Kendi otantik güzelliğine ve yeteneklerine güvenmeme dürtüsü, eğitim sisteminin mirası olarak, kadınların birbiri ile yarışmasına sebep oluyor. İki tarafında da kazanacağı, kız kardeşlik ruhu ile birbirini destekleyeceği bir dünyaya özlem besliyoruz. Bir grup erkeğin sözü ile evlendiriliyor kadınlar, iş hayatında maskülen olmak durumunda kalıp yarıştırılıyor. Kadınlar, özgürlüklerini bu ataerkil, maddiyat odaklı toplumda, sadece maddi olarak elde etmeye çalışıyorlar.

Kendi otantik dünyamızı ve yaşam tarzımızı bu hapis içerisinde yaratmak son derece cesur ve baş kaldırıcı bir hareket. Ataerkil düzenin kapitalist yaşam meyvesinin zehrini, eğitim sisteminden, sağlık sistemine ve yaşamın birçok alanında görebiliyoruz.

Anaerkil toplumların tarihi M.Ö 8000 yıllarına kadar uzanır. 1961-1965 yılları arasında British Instititute of Technology tarafından yapılan kazılarda, Konya bölgesinde Çatal Höyük ve döneminin kültürüne ait el yapımı Tanrıça figürlü heykelcikler, o dönemde dişi enerjinin ve kadının o dönemdeki önemini yansıtıyor.

 “Adem elmayı yediği için, Havva bunun cezasını doğum ve adet sancısı ile çekiyor” sözleri, kulaktan kulağa fısıldanıp, günümüze kadar geldi. Kadınlığın bir ceza olduğu kolektif bilince bir zehir gibi yayıldı. Kadınlar, reddettikleri bedenlerinin döngüsünü, sağlıksız beslenme ve modern yaşam tarzının bedelini, bugün ağır hastalık, sahte bir yaşamda var olarak ve psikolojik travmalarla ödüyor.

Neyse ki, bütüne bakıldığında, dişi ve eril enerjinin dengelenmesi için, yüzyıllarca farklı kutuplarda ve anlayışlarda yaşamış insanların iki ucu da görmesi gerekti. Şimdi de ataerkil dünya düzenini deneyimliyoruz. Daha önce anaerkil toplumun deneyimlendiği gibi. Ancak iki enerjinin dengelenmesi ile dünyada barış ve huzur hakim olacaktır. Günümüzde ortaya tekrar çıkan ve popülerleşen kadın bilgeliği, dünyadaki iki uç enerjinin dengelenmesine yardım edecektir. 

Bilinç seviyesini yükseltmiş, farkındalığını geliştirmiş, bedenlerinde şifa bulmuş kadınlar, diğer kadınlara destek oluyor. Erkekler için de bu tip farkındalıklar geliştiren seminerler ve kitaplar bulunmaktadır. 

Eğer ruhunuz bir kadın bedeninde doğmayı seçtiyse, bunu dinlemek gerekir. Zamanınızın çoğunu erkek gibi hissederek veya yaşayarak geçirebilirsiniz. Ama gerçekten sevildiğinizde, şefkat anlarında, yumuşak yanınızla bir an olsun göz göze geldiğinizde içinizdeki dişi enerjinin kapısı açılıyor. Bu kapıdan girmek demek, kadın olarak duygularını tanımak, anlamak ve duygularına kapılmadan farkındalıkla yaşamak demek. Bunun ödülü de sağlıklı, iplerini eline alan, sınır çizebilen, pırıl pırıl bir kadın olmaya giden yoldur.

Karanlığın yanında, son yıllarda bütün dünyaya yavaş yavaş yayılan barışçıl, doğa anadan gelen feminen gücü doğru algılayıp, yorumlayabilen eski zamanlara dayalı öğretiler gün yüzüne çıkıyor. Bu öğretileri uygulamayı başarmış bir kadın bile, etrafına yaydığı ışıltı ile diğer insanlarda da muazzam bir dönüşüme vesile oluyor. İşte bu öğretiler; sağlıklı beslenme, homeopati, yoga, meditasyon, nefes egzersizleri, EFT ve diğer kadim bilgiler gibi birçok yoldan günümüzde dünyaya yayılıyor.

Bunları uygulamaları yaparak, kişiler kendilerini dinleme, en yüksek potansiyellerinde bulunan sevgiyi ve hayatı deneyimlemeye başlıyorlar. Öncelikle tanımlanması ve gözden geçirilmesi gereken özümüzün üzerindeki katmanlar, sessizlik hallerinde, gözyaşlarıyla, dua ile ve kalpten yapılan bir paylaşım esnasında ortaya çıkıyor.

Estel Bensinyor